|
Bir kaç Liverpool'lu gencin öyküsü... |
||
|
Geçenlerde yeğenimle
laflıyorduk. 22 yaşında üniversite son sınıf öğrencisi, iletişim alanında
hayatını kazanmayı planlayan uyanık, cin gibi bir genç kız. Müzik seviyor,
eğlenmeyi seviyor, hep hayatın içinde. Aramız da iyidir. O bilmese de Ona
daha minik bir bebekken Donovan'ın hareketli ve çok melodik parçası "There's
a mountain'ı " dinletmiş ve yıllar sonra o melodiyi hatırlamasa bile acaba
sempatik gelir mi, bir şeyler çağrıştırır mı diye gizli bir deneyde bile
kullanmıştım. Ayrıca hesapça kaliteli müzik dinleyen bir yeğen yaratmak ta
katma değer olacaktı. Ben bu tür planlar yaparken tabii ki o gitti Popçu
oldu. Varsa yoksa Türkçe Pop veya Clubber tarzı. Geriye baktığımızda gözüken manzara şu:1960'lı yılların başında tüm dünya gençliği anne babaları gibi Twist, Mambo, Bossanova ve en radikal takılan bir kısmı da da Bill Haley, Elvis Presley önderliğinde Rock'n Roll dinlerken Liverpool'dan çıkan 5 genç, evet 5, dünyanın tüm alışkanlıklarını değiştireceklerini hayal bile etmeden Hamburg batakhanelerinde şanslarını deniyorlardı. John Lennon, Paul Mc Cartney, George Harrison , Pete Best ve Stu Suttcliffe kendilerine yeni bir yol ararlarken pek de ümitli değildiler. Stu'nun kız arkadaşı Astrid'in çizdiği kıyafetler ve bulduğu saç kesimi ile "Silver Beetles" artık bir hava yakalamıştı. İlk isimleri "Quarrymen, Long John and the gang" gibi isimlerden sonra bu daha uygun gözükmüştü ki Stu ve John son ve ani bir kararla "The Beatles" olduklarına karar verdiler. O sırada hayal bile edilemeyen çıkışa çok kalmamıştı. Hamburg macerası, bir sürü polisiye olay ve George'un 18 yaş altı olması nedeniyle çalışma izni problemleriyle, kesintiye uğradığında efsaneyi yaratan adam ortaya çıktı: Brian Epstein. Epstein zengin bir ailenin kendine has oğluydu. Müzik üzerine bir mağazalar zinciri işletiyor, konserler düzenliyordu. Eşcinseldi ama bunu neredeyse sadece kendi ve yakın çevresi biliyordu. Menejerlik tecrübesi de Plaklarını sattığı sanatçıların menejerleri hakkında okuduklarıyla sınırlıydı. Beatles Liverpool'a döndüğünde hayatlarında iki büyük değişiklik vardı . Artık Stu onlarla beraber değildi. Şansını müzikte değil gerçekten yetenekli olduğu resim ve diğer plastik sanatlarda denemek istiyordu. O Hamburgda kaldı. Bu arada Brian Epstein onların temsilcisi olmuştu. Anlaşma basitti: herşeyden % 25. Epstein, Beatles'a 1962 yılının ilk günü Decca plaklarında bir randevu ayarlamıştı. Decca'nın yeni yetenekler uzmanı sayılan idarecisi Dick Rowe "artık gitar grupları bitti" diyerek hayatında en çok hayıflanacağı hatayı yaptı ve Beatles'ı reddetti. Nisan ayında Stu'nun yıllar önce bir sokak kavgasında aldığı darbelerin yol açtığı bir tümörün yarattığı bir beyin kanaması nedeniyle Almanyada ölmesi grubu bir şoka soktu ama Haziranda EMI Parlaphone ile yaptıkları plak anlaşmasını etkilemedi. Burada ise George Martin devreye girmişti. Martin müziği iyi bilen ve bu gençlerdeki yeteneği ortaya koymalarını sağlayacak bir karakterdi. İlk icraat olarak ta Pete Best'in tüm yakışıklılığına rağmen bu gruba az geldiğini ortaya koyup Pete Best'in ayrılnasını sağladı. Pete davulunu bıraktı ve Annesinin tavsiyelerini dinleyerek Liverpool'a aile işine döndü. Pete'in yerine Liverpoolda bir çok orkestrada davul çalan, sevimli, iyi huylu ve iyi bir davulcu olan Ringo Starr geldi ve Efsane son şeklini almış oldu. Grup My Bonnie Lies over the ocean ,When the saints go marchin'in gibi parçaları kaydetmeyi bırakıp ilk John ve Paul yapıtını Ağustos 1962 de plağa okudu: Love Me Do. Plak iyi satış rakamları tutturdu ve 17. sıraya kadar yükseldiği listelerde tam 29 hafta kaldı. Artık Beatles ortaya çıkmış ve yürümeye başlamıştı. En çok satış ise Brian Epstein'ın mağazalarında oluyordu. Yaklaşık 10.000 plağı satın alan da zaten Brian Epstein dan başkası değildi. Çünkü Brian Epstein bu işten para kazanmaktan çok aldığı keyfi düşünen bir yapıya sahipti. Fakat daha sonra çıkan bir sürü biyografi araştırma ve incelemeden çıkan bir ortak sonuç ise Epstein'ın Beatles efsanesinin bu kadar büyüyeceğine tek inanan kişi olduğunu göstermektedir. Bunun nedenini niçinini Epstein da cevaplıyamaz. Sadece hissetmiştir. Yalnız, hassas bir kişlik olan Epstein'ın John Lennon'a duyduğu aşka benzer zaafın bu konuda etkisi olduğu söylense de bu hep havada kalan bir konu olmuştur. Önemli olan Brian Epstein'ın yönetici, Geoge Martin'in de müzik direktörleri olarak Beatles'ı bir yıl içinde Amerika Turnesine götürecek ve iki yıl içinde Kraliyet ailesine konser verecek hale getirmesidir . Tabii sebepsiz sonuç olmaz sonuçsuz da devam olmaz. Lennon Mc Cartney ikilisinin yaratıcılıklarının teşvik edilerek inanılmaz bir üretkenlikle ortaya çıkartılan mükemmel parçalar: I wanna hold your hand, Please Please Me, She Loves You, A Hard Days Night arka arkaya patlamaktadır.Please Please me Grubun ilk 1 numarası olur. Beatles artık genç ve şımarık çocukları oynamaktadır. Diğer taraftan ise başarının verdiği heyecan ile inanılmaz bir üretkenlikle ard arda liste başı parçalar yaratmaya devam etmektedirler. Şöyle bir Pop Müzik tarihine bakarsanız bir hafta sonunda 6 parça yazıp bunların beşinin liste başı olması ancak Lennon -Mc Cartney iklisinin yapabileceği bir şey olmuştur. Ama tüm bu çoşku içinde bile sessizliğini koruyan Brian Epstein'ın yeni hedefi Amerikadır. Amerika 1963 yılı Kasımında John Kennedy'nin suikast sonucu öldürülmesi sonucu en sevilen genç başkanını kaybetmişti. Kennedy'nin son zamanlarda söz verdiği Vietnam 'dan çekilme sinyalleri rafa kalkmıştı. Amerika umutsuz ve sıkıntılıydı. O yıl noel ve yılbaşı berbat geçmişti. Birden ortaya bir kampanya çıktı: İngiliz Beatles yakında burada temalı kampanyada dört tuhaf görünüşlü gencin gelip müziği ve hatta dünyayı değiştireceğinin sinyalleri vardı. Şubat 1964 te Beatles Amerikaya geldi ve 3000 genç tarafından neredeyse bilinmeden ama inanılmaz bir çoşkuyla karşılandı. Dah bunu arkası vardı Tüm konserler kapalı gişe olmuştu. Ed Sullivan Show ve benzeri organizasyonlar yapılıyor ve Beatles konserlerinde inanılmaz şeyler yaşanıyordu. Gençler tüm konserleri çığlık çığlığa izliyor, Kimseyi duymuyor, Polis ve diğer yaşlı görevliler fenalık geçiriyorlardı, dünyada ilk kez bir grup sahnede bazı hoparlörleri kendilerine çevirerek ne çaldıklarını duymaya çalışıyordu. Konserlerden sonra ise merak "acaba iyi miydik?" oluyordu. Ed Sullivan show'da Beatles dört parça söyledi ve o akşam ratingler inanılmazın olduğunu gösterdi. Tam 23.240.000 evde o akşam Beatles dinlenmişti yani Amerikanın yüzde 72si tüm karamsarlık havasını dağıtmak için bu genç İngilizlere sarılmıştı. Bu arada Beatles Bob Dylan'la tanıştı, dolayısıyla da LSD ile. Çay şekerinin üzerinde yarı bilinçli olarak alınan LSD ile beraber Beatles'ın dünyaya bakışı, müzik anlayışları, birbirleriyle olan ilişkileri de değişmeye başlamıştı. 1964 yılı ortasında artık Beatles tüm dünyanın ağzındaydı. Beatlemania heryeri sarmış, saçlar uzamaya başlamış, Türkiyede bile Beatles'a ve yerli Beatnik'lere "bitli" diye lakap takılmasına rağmen inanılmaz Beatles hayranlığı başlamıştı..Billboard dergisinin Top100 listesinde Baetles'ın ilk beş sırayı aldığı haftalar oluyordu. Grammy ödülleri ard arda geliyordu. Cant Buy Me Love İngilterede Bir milyon,Amerkada 1.700.000 adet ön ısmarlamayla piyasaya çıkmıştı. John sivri diliyle arada bir problem yaratıyor ama Brian Epstein bir türlü bunların üstesinden geliyordu. Örneğin Kraliyet ailesinin bulunduğu ilk konserlerinde " arkada ucuz koltuklarda oturanlar siz alkışlayın, öndekiler sizler de mücevherlerinizi şakırdatabilirsiniz" demesi olgunlukla karşılanmıştı ama "Hristiyanlık gidici, bakın örnek olarak biz İsa'dan daha meşhur olduk " demesi ise çok tepki toplamış ve John özür dileyene kadar gruba çok zorluklar yaşatmıştı. Bu arada Paralar akıyor, hayatlar değişiyordu. Bu tempo film çalışmalarıyla ve yeni projelerle devam ederken sıkıntılar yavaş yavaş artıyordu. George mistik ortamlara takılıyor. Transandantal Meditasyon ile ve Hint Müziğine sarıyor, Ringo sessizliğini koruyor ve tatlı hayatı tercih ediyordu. Paul ve John yavaş yavaş liderlik sürtüşmesine giriyorlardı. Bu üretkenlikleri engellemiş değildi hala fabrika gibi parça üretiyorlar ve bunlar inanılmaz başarılar sağlıyordu. Beatlemania artık zirvedeydi. 1967 yılında olanlar oldu ve Beatles efsanesinin ardındaki yalnız ve hassas ama temel direk Brian Epstein aşırı miktarda uyku ilacı nedeniyle öldü? Ya intihar etti ya da basit bir yanlış uygulama yaptı. Sonuç olarak artık Brian Yoktu. Beatles üyeleri daha sonraları itiraf edecekleri gibi hepsi haberi alır almaz Beatles'ın o gün bittiğini düşünmüşlerdi. Son, yavaş yavaş geliyordu. Yesterday dünya da tam 460 ayrı kişi tarafından plağa icra edilerek bir rekor kırıyordu, Sgt. Pepper's Lonely hearts Club Band albümü hiç bir ödülü kimseye bırakmıyordu. Dışarıdan bakıldığında herşey iyi ama içerisi çok kötüydü. Tek tek tüm Beatle'lar mutsuzdu. John Lennon karısı Cynthia ile Problemler yaşıyor. Oğlu Julian'ı ihmal ediyordu. George karısının Eric Clapton' tercih ederek gitmesiyle yıkılıyor, Yıllardır Paul'un sevgilisi olan Aktris Jane Asher evlenme teklifini geri çevirip Paul'u terk ediyordu. Tam bu sırada Paul Linda Mc Cartney ile John Lennon 'da Japon sanatçı Yoko Ono ile tanışıyordu. John uyuşturucu etkisi altında olduğu için yanlışlıkla sergi açılışından bir gün evvel gittiği galeride Yoko'nun eserlerine anlamadan bakarken tanıştığı bu kendinden yaşlı ve standart bir değerlendirme ile ancak annesinin sevebileceği kadar güzel ama ekzantrik kadına o anda aşık olur ve bir daha hiç ayakları yere basmaz. John gerçek aşkı bulmuştur. Artık Beatles ve tüm dünya ikinci plandadır. Paul bu büyüyen tansiyon arasında "Hey Jude"u yazdığında herkes Jude isimli birini arayıp yeni bir aşk dedikodusu yaparken, gerçek bu parçanın John'un mutsuz oğlu Julian için yazıldığıdır. Bu bir teselli şarkısıdır. Julian'a "Hüzünlü bir şarkıyı al ve onu daha iyi bir hale getir bu senin elinde" derken Paul iyi bir arkadaş olarak son çabaları göstermektedir ama artık tarf ta olmuştur. Yoko'nun karşısındaki taraf. Beatles hızla sona yaklaşmaktaydı. Artık grup sadece mecbur kaldıklarında bir araya geliyor solo çalışmalar yapıyor ve özellikle Yoko ile kimse yanyana gelmemeye çalışıyordu. Uyuşturucu problemleri, ticari problemler derken sonunda olay patlar ve 1970 yılısonunda Paul artık bir Beatle olmadığını zaten Yoko dan beri bir Beatles olmadığını açıklar. Tüm ticari ortaklıklar devam edecek ama artık hiç beraber olmayacakardı. Gerçekten de böyle oldu. Beatles bir daha hiç dördü bir arada gözükmedi. Bazı konserlerinde George, Ringo ve Paul birbirlerine destek vermek için bir araya geldi, George bir iki kez John a eşlik etti ama Paul ve John yani gelmiş geçmiş en üretken ve en başarılı şarkı üreticileri asla bir araya gelmediler. Daha sonra John Plastic Ono Band ile "How do you sleep at Night" adlı parçasında herşeyi kendi yaptığını ima ederek Paul'a sataştı. O da Wings'in Band on The Run albümünde "Let me roll it" ile cevap verdi. Bütün bunlar Beatles efsanesini hiç yaralayamadı, yıpratamadı . Hala dünyanın en başarılı topluluğu rekorları ellerindedir, En çok liste başı olan gruptur, En çok para kazanan sanatçıların başında "Sir" Paul Mc cartney bulunur, Paul'un Yesterday'i ve George'un yazdığı ender parçalardan Something en çok kopyalanan ve yorumlanan iki parça sayılır. Dünyada saç, giyim modalarını değiştiren, Hippi kültürünü yayan, transandantal meditasyonu insanların gözlerinin içine sokan ve aykırı olduklarını anımsatan çoğu şeyin (herşeyin değil) zaman içinde normal olduğunu gösterten bir grup nasıl yıpranırdı ki? Bu yazıyı okuyan genç dostlarımıza samimiyetle bu dört Liverpool'lu genci dinlemelerini ve sadece 1962 yılındaki dünya müzik listeleriyle 1964 yılı listelerinden bir kaç parçayı karşılaştırmalarını değişikliği hissetmeye çalışmalarını tavsiye ederim. Göreceklerki Beatles öncesi ve sonrası Dünya bugün olduğundan çok uzak kuşaklar arasında yaşanıyordu şimdi ise internet, TV ve benzeri bir çok nedenle de olsa çok daha yakınız. Yani payalaşacak çok şeylerimiz var sadece biri Beatles. Ben Eminem dinliyorum, seviyorum da ama gençlerin de Beatles'ın Dünya tarihinin belli bir kısmını temsil edebilecek üç albümünü dinleyip çok sevebileceklerini ve biz daha olgun (!) grupla bu konularda olsun daha rahat iletişim sağlayacaklarına inanıyorum. Bu üç albüm ise şunlar: "Abbey Road, Sgt. Pepper's Lonely hearts club Band ve The White Album".
(Nasıl kuşakçılık ama...)
Mustafa Uyal Kahve Molası adlı siteden alınmıştır.
|