Paul McCartney

Paul McCartney 18 Haziran 1942 yılında Liverpool, Walton Hastanesi'nde özel bir koğuşta dünyaya geldi. Konforlu bir ortamda doğan tek Beatle' dır. Sıradan bir işçi ailesi olmasına rağmen teyzesi, doğmuş olduğu hastanede anne koğuşunda görevli olduğu için bu olanağa kavuşmuştu. Annesi Mary Patricia Paul'ün doğumdan bir yıl önce  Jim McCartney ile evlenmek üzere hastanedeki görevinden ayrılmış ve sağlık memuru olarak çalışmaya başlamıştı. İrlanda kökenli bir aileden geliyordu.

Jim McCarteny çalışma hayatına ondört yaşında Liverpool'da bir tekstil firmasının model atölyesinde haftada 6 shilling ücretle çırak olarak başlamıştır. Karısı Mary gibi Katolik değildi. Kendisini her zaman Tanrı'nın asla bilinemiyeceğine inanan sınıftan görürdü. İşini iyi yapmayı seven Jim 28 yaşında pamuklu ürünler satıcılığına terfi etti. Sıradan biri için çok büyük başarı sayılırdı. Her zaman temizdi çabuktu ve nazik bir ifadesi vardı. Terfi edince yılda 250 Pound ücret almaya başladı. Belki çok değildi ama, kafi idi. Birinci dünya savaşı sırasında çok küçük, ikinci dünya savaşında da askerlik için yaşlı idi. Kulak zarındaki bir problem nedeniyle askerlik görevleri için muaf olmasına rağmen bazı geri hizmetlerde görev aldı.  Pamuk pazarı savaş nedeniyle kapanınca Napiers' a teknisyen olarak gönderildi. (Hava kuvvetleri için tornalarda üretim  amacıyla çalışıyorlardı.) 1941 de otuzdokuz yaşında evlendi. Bir sonraki haziranda ilk çocukları olan Paul dünyaya geldi. Paul doğunca Jim geceleri de itfaiye görevlisi olarak çalışmaya başladı. Mary de sağlık memurluğu işine daha devam etti, Michael 1944 de doğuncaya kadar çalıştı. Daha sonra sabah dokuz-akşam beş gibi tekdüze bir iş olan sağlık memurluğunu bırakıp çocuk bakıcılığı yapmaya başladı. Artık daha iyi şartlarda, geniş evlerde çocuklar ile meşgul oluyordu. Speke'de iki tane sürekli bakıcılık işi bulmuştu. Hemen hemen her gece çağrılıyordu.  Savaşın sonlarına doğru Jim'in Napiers'deki görevi sona erdi ve Liverpool'da gene tekstil sektöründe geçici olarak bir müfettişlik işi buldu. 

Paul'ün ilk hatırladığı üç veya dört yaşlarında iken annesiyle ilgili bir anı. Birisinin, kapıya alçıdan yapılma bir köpek getirerek annesine hediye etmesi. İnsanlar herzaman ona hediyeler getirirlerdi. Diğer hatırladığı ise annesinin sürekli olarak düzgün konuşması için uyarılarda bulunması. "Gerçekten çevremdeki çocuklar gibi son derece kaba konuşmalarım vardı. Bana susmamı söylediğinde onun aksanını taklit eder, kalbini kırardım. Bu his beni sinirli yapardı. "

Speke'de yaşarlarken  İlkokula 'Stockton Wood Road Primary'de başladı. Kısa bir süre sonra Michael da aynı okula başladı. Daha sonra iki kardeş Joseph Williams Primary School'a devam ettiler.


 

Michael ve Paul McCartney

Paul kolayca sınf geçip Liverpool Institute'ye girdi. Aynı binayı Liverpool Art College adlı okul da paylaşıyordu.  Michael da onu takip etti. Paul'ün dersleri çok iyi idi ve hep en üst sıralarda yer alıyordu. İlk yılın sonunda Latince dersi 90 idi. Ama ilk yıldan sonra ev ödevlerine pek önem vermez oldu.  1953 yılında yazmış olduğu bir deneme ile okulda çok özel bir ödül kazanmıştı. Paul: "Okul müdürü bir keresinde nasıl bu kadar tekniği yüksek denemeler yazabildiğimi sormuştu. Tüm yaptığım yatakta kulaklık ile radyo dinlemekti. Aklınıza inanılmaz şeyler geliyor."

McCartney'ler Paul 13 yaşında ike Ardwick'ten  de taşındılar. Annesi çocuk bakıcılığından yorulmuş ve vazgeçmişti. Bir müddet daha sağlık görevlisi olarak çalıştı. Allerton Forthlin caddesinde bir ev aldılar. Paul gençliğini bir kısmını burada geçirecekti.  'Menlove Avenue' iki mil ötedeydi. Ondört yaşına girmişti ki annesi rahatsızlandı. Göğüsünde ağırlar vardı. Önceleri önemsemedikleri bu sıkıntılar, daha sonra gittikleri bir uzman doktor tarafında konulan kanser teşhisi ile üzerilerine kabus gibi çöktü.  Ameliyat oldu ama yaşamadı. Bir ay içinde herşey olup bitmişti.

Mary her zaman eve en fazla para getiren kişiydi. Onun yokluğu aileyi her açıdan sıkıntıya düşürmüş, Haftada 8 pound kazanan Jim ve iki oğlu ne yapacaklarını bilmez hale gelmişlerdi. Üstelik Jim ev idaresinden de hiç anlamazdı. Teyzeleri Milly ve Jinny ailenin imdadına yetişti. Haftada bir gün sıra ile gelip evin yapılması gereken işlerini yapıyorlardı.

Annesini kaybetmesi, gitarı bulmasına neden oldu.

 

 
 

 

Paul çocukluk yıllarında müzikle pek ilgilenememişti. Kardeşi ile birlikte birkaç piyano dersi almışlardı. Fakat bir sonuç çıkmamıştı. Özellikle yaz mevsimi olması çocukların daha çok dışarda oynama arzusunu kamçılıyordu. Babası Paul'ün Liverpool Cathedral  korosuna katılmasını istiyordu. Birkaç kez gitti. Daha sonra bir müddet de kendiliğinden,  'Penny Lane' yakınındaki St. Chard's Korosuna devam etti. Amcası ona bir trompet hediye edince müzik konusunda ilk defa birşeyler öğretmeye gayret gösterdi.

Aslında Paul'ün müziğe yatkınlığı babasından gelmektedir. Jim daha çocuk iken kendi kendine piyano çalışmaya başlamıştı. Bütün Beatle babaları içinde Jim müzisyenlik konusunda deneyimi olan tek babaydı. Jim McCartney 14 yaşında iken tesadüfen birisi tarafında kendilerine verilmiş olan, (NEMS müzik dükkanından alınma - bu adı çok iyi hatırlıyor) ikinci el bir piyano ile çalışıyor akorlar buluyordu. "Hiç ders almadım. İyi bir ritm anlayışım ve kulağım vardı. Kendime karşı hiç mahçup olmadım."

1919 senesinde 17 yaşındayken dans salonlarında çalan bir müzik topluluğunada yer alıyordu. Sahneye maske ile çıktıkları için kendilerine 'The Masked Melody Makers' adını takmışlardı. Fakat çok terledikleri için bir müddet sonra maskeleri çıkarmak zorunda kalıyorlardı. Bu problem, maskeli müzik yapımcıları adından vazgeçmelerine neden oldu. Böylece adlarını Jim Mac's Band olarak değiştirdiler.

İkinci dünya savaşı çıkınca beraber çaldıkları müzik de bitti. Artık sadece evde çalıyordu. "Paul, ben evde çalarken piyano ile pek ilgilenmezdi. Yatağında kulaklık takarak radyo dinlemeyi tercih ederdi. 14 yaşında iken bir gün aniden  gitar istedi. Buna neyin neden olduğunu anlamadım"

15 pounda alınan gitar ile önceleri  hiçbirşey yapamadı. Birşeyler ters gidiyordu sanki. Sonradan birden Paul'ün solak olmasının bu tersliğe yol açtığı gerçeğini gördüler. Gitarı ters çevirerek tellerini de düzelttikten sonra işler yoluna girdi. Birkaç akor öğrendikten sonra birşeyler çalıp söylemeye başlamıştı bile.

Paul 12 yaşından beri birçok diğer arkadaşı gibi  pop müziğini yakından izliyordu. O da John gibi Bill Haley'in rock şarkılarından etkilenmişti ve gene John gibi Elvis'e olan hayranlığı başkaydı. Eline gitarı alınca ya Elvis'in parçalarını ya da o sırda ne popülerse onu çalmaya başlıyordu. En iyi Little Richard'ın parçalarını yorumluyordu. Kardeşi Michael şöyle söylüyor: "Gitarı eline aldığı anda herşey bitiyor, kayboluyordu adeta. Ne yemek ne içmek ne de başka birşey aklına geliyordu. Lavaboda banyoda, heryerde çalıyordu."
 

Paul ile aynı zamanda gitar alıp çalmaya çalışan bir arkadaşı da Ian James idi. Heryere beraberce gitarları ile birlilkte gidiyor, karşılıklı çalıyor ve yeni öğrendiklerini paylaşıyorlardı. Bir pop şarkısından (A White Sports Coat) etkilenip, her ikisi de beyaz takım elbise giyiyor, saçlarını da Tony Curtis gibi kestiriyor ve tarıyorlardı. O sıralar artık Kızlarla da ilgilenmeye başlamışlardı.

1956 yazında arkadaşı Ivan arada bir kendisinin de beraber çaldığı bir müzik topluluğunu görmeye 'Woolton Parish' kilisesine gideceğinden bahsetmişti. Paul de katılmak istedi. Yeni bir mekanda yeni kızlarla tanışmak olasılığı da yüksekti. Gittiler. Paul: "Aslında kötü değildiler. John ritm gitar çalıyordu çalmasına ama gitarı banjo gibi kullanıyor, banjo akorları vuruyordu. Diğerlerinin John'un akorları bu tarz çalması hakkında bir fikiri bile yoktu. Herkes kendi başına tıngırdatıyordu. 'Maggie May' adlı parçayı çaldılar. Parçanın sözleri biraz değişikti." John tümünü bilmediği için kendince uydurmuştu. Açıklık bir alanda çalıyorlardı. "John hem çalıyor hem de sürekli seyircileri süzüyordu. Daha sonra bana o sırada kımıldamadan mı yoksa kıvrak hareketlerle mi çalması gerektiği konusunda kararsız kaldığı için o şekilde davrandığını söylemişti. Daha sonra Kilisenin salonunda sadece bir iki kelime konuşmak birşeyler göstermek amacıyla yanlarına yaklaştım. Onlara 'Twenty Flight Rock' adlı şarkıyı nasıl çalacaklarını gösterdim. Şarkının tüm sözlerini de söyledim. Tamamını bilmiyorlardı. Sonra bilmedikleri diğer bir parçayı 'Bee Bob A Loo' çaldım. Biraz da Little Richard' tan birşeyler seslendirdim. Yani tüm repartuvarımı sundum aslında. Sonra John yanıma yaklaştı. Sanırım birkaç bardak bira içmişti. Bana 'Twenty Flight Rock' için kendisinin de en sevdiği parça olduğunu söyledi. Ona birkaç akor daha gösterdim. Daha sonra oradan ayrılırken iyi bir izlenim bıraktığımı düşünüyordum. Onlara ne kadar iyi olduğumu göstermiştim."

Pete Shotton şöyle söylüyor: "Bu ilk karşılaşmamızda Paul hakkında fazla yorumda bulunmadım. Onu kıskanmadım. Bizden küçüktü. Bir rakip olarak görmedim. Ben ve John hala çok yakın arkadaştık. Ben her zaman John'un en yakın dostuydum. Çünkü onu çok seviyordum."

Bir hafta sonra Paul bisikleti ile Menlove Avenue' ye  Ivan' ı görmeye gitti. Dönüşte Pete Shotton ile karşılaştılar. Pete kendisine hep ondan bahsettiklerini, onların grubuna katılıp katılmayacağını sordu. Paul kabul etmişti bile.

John: "Paul 'Twenty Flight Rock' u çalarken çok etkilenmiştim. Gitar çalışı çok iyiydi. 'Benim kadar iyi'  diye düşündüğümü hatırlıyorum."

Quarrymen üyesi olarak Paul'ün halkın önüne ilk çıkışı dans salonu 'Conservative Club' da oldu. 'Twenty Flight Rock' içinde kendisine ait küçük solosunu tam çalacak iken aniden vazgeçti. Daha sonra sadece ikisi birarada iken kendi yazdığı melodiyi John'a çaldı. Bu ilk melodi 'I Lost My Little Girl' idi. John bu konuda geride kalmamak için acele ile tüm verilerini bir araya toplayıp birşeyler ortaya çıkarmaya çalıştı. O güne kadar birçok söz ve müziği çeşitli şekillerde değiştirerek yorumlamış olmasına rağmen Paul kendi melodisini ortaya koyana kadar  düzgün melodiler üretememişti. Aslında hem Paul hem de John'un melodileri hem çok basit hem de türetilmiş şeylerdi. Tüm yaptıkları biraraya gelip yeni şeyler çalmaya çalışmak, birbirlerini teşvik etmekti. Akıllarına birden bire gelen bir fikir ile kendi çalacakları şarkıların söz ve müzikleri kendileri yazmaya başladılar. O günden sonra da hiç durmadılar.

Bütün zamanlarını birlikte geçirmeye başlamışlardı. Paul'ün evine gidiyor ve sürekli çalışıyorlardı. Paul, John'a bildiği herşeyi gösteriyordu. John'un Banjo akorları tümüyle kullanışsız idi. Paul solak olduğu için, john öğrendiklerini eve gittikten sonra ayna karşısında çalışıyor ve sağ elle çalacak hale getiriyordu.

Pete Shotton kendisinin yavaş yavaş dışarda kaldığını hissetmeye başlamıştı: "Bir partide çaldıktan sonra John ve ben şakalaşırken birden ortalık kızıştı ve John washboard'u (çamaşır tahtası) kafamda kırdı. Gözyaşları içinde yere yığılmıştım. Bu benim için Quarrymen'in bitmesi demekti. Artık orada kalamazdım."

Daha sonra Ivan Vaughan da gruptan uzaklaştı. Sayılarının azalması üzerine Paul birçok olasılığı gözden geçiriyor ve sonunda eski okul arkadaşı olan birinin gruba katılmasını öneriyordu. Önceleri enstitüden birçok kişiyi getirip John'a tanıştıran ve grupta yer almalarına neden olan Ivan Vaughan Paul'ün de aynı şeyi yaparak birini getirmesine oldukça içerlemişti.

George Harrison yaş olarak küçüktü ama kimse bunu bir sorun olarak görmüyordu.

 

 
     
Get Back

Bölüm Sonu

Sonraki bölüm

        We’re on our way home